meftuniyet

كَانَ فِي عَيْنَيِ الشَّابِّ افْتِتَانٌ عَمِيقٌ بِالْمَرْأَةِ الَّتِي يُحِبُّهَا.

Genç adamın gözlerinde, sevdiği kadına karşı derin bir meftuniyet vardı.

تُثِيرُ أَعْمَالُ الْفَنَّانِ إِعْجَابًا شَدِيدًا لَدَى الْمُشَاهِدِينَ.

Sanatçının eserleri, izleyicilerde büyük bir meftuniyet uyandırıyor.

شَغَفُهُ بِالْمُوسِيقَى جَعَلَهُ مُوسِيقِيًّا نَاجِحًا.

Müziğe olan meftuniyeti, onu başarılı bir müzisyen yaptı.

İlişkili Kelimeler