كَانَ مَدَى الصَّارُوخِ كَافِياً لِلْوُصُولِ إِلَى الْهَدَفِ.
Füzenin menzili, hedefe ulaşmak için yeterliydi.
كَانَ مَدَى الصَّارُوخِ كَافِياً لِلْوُصُولِ إِلَى الْهَدَفِ.
Füzenin menzili, hedefe ulaşmak için yeterliydi.
نِطَاقُ هَذَا الْمِنْظَارِ وَاسِعٌ جِدًّا.
Bu dürbünün menzili çok geniş.
كَانَتِ الْمَسَافَةُ الَّتِي قَطَعَهَا فِي رِحْلَتِهِ طَوِيلَةً.
Yolculuğunda katettiği menzil oldukça uzundu.
Ayrıca: مَنْزِل
مَرْمَى