morarmak

اِزْرَقَّتْ شَفَتَاهُ مِنَ البَرْدِ.

Dudakları soğuktan morardı.

أَصْبَحَتْ شَفَتَاهُ زَرْقَاءَ مِنَ الْبَرْدِ، يَجِبُ أَنْ نَدْخُلَ عَلَى الْفَوْرِ.

Soğuktan dudakları morarmıştı, hemen içeri girmeliyiz.

ازْرَقَّ وَجْهُهُ مِنَ الْخَوْفِ، حَاوَلْنَا أَنْ نَفْهَمَ مَا حَدَثَ.

Yüzü korkudan morarmıştı, ne olduğunu anlamaya çalıştık.

İlişkili Kelimeler