لَمْ أَفْهَمْ مَا الَّذِي كَانَ يَقْصِدُهُ لِأَنَّ مَا قَالَهُ كَانَ غَامِضًا جِدًّا.
Söylediği şey çok muğlak olduğu için ne demek istediğini anlamadım.
لَمْ أَفْهَمْ مَا الَّذِي كَانَ يَقْصِدُهُ لِأَنَّ مَا قَالَهُ كَانَ غَامِضًا جِدًّا.
Söylediği şey çok muğlak olduğu için ne demek istediğini anlamadım.
تَسَبَّبَتْ عِبَارَاتُ الْمُتَحَدِّثِ الْمُبْهَمَةُ فِي إِحْدَاثِ ارْتِبَاكٍ لَدَى الْمُسْتَمِعِينَ.
Konuşmacının muğlak ifadeleri, dinleyicilerde kafa karışıklığına neden oldu.
اللُّغَةُ الْمُلْتَبِسَةُ الَّتِي اسْتَخْدَمَهَا الْكَاتِبُ تَجْعَلُ فَهْمَ النَّصِّ صَعْبًا.
Yazarın kullandığı muğlak dil, metnin anlaşılmasını zorlaştırıyor.
غَيْرُ مُحَدَّدٍ، كَثِير الغُمُوض، مُلْغَز