muğlaklık

فَضَّلَ الْكَاتِبُ التَّعْبِيرَ عَنْ مَشَاعِرِ الشَّخْصِيَّاتِ بِإِبْهَامٍ فِي رِوَايَتِهِ.

Yazar, romanında karakterlerin duygularını muğlaklıkla ifade etmeyi tercih etti.

أَدَّى الْغُمُوضُ فِي الْعَقْدِ إِلَى خِلَافَاتٍ بَيْنَ الْأَطْرَافِ.

Sözleşmedeki muğlaklık, taraflar arasında anlaşmazlıklara yol açtı.

جَعَلَ عَدَمُ الْوُضُوحِ فِي التَّقْرِيرِ مِنَ الصَّعْبِ فَهْمَ الْمَوْضُوعِ بِشَكْلٍ كَامِلٍ.

Rapordaki muğlaklık, konunun tam olarak anlaşılmasını zorlaştırdı.