muazzam

كَانَ هُنَاكَ حَشْدٌ هَائِلٌ فِي الْمَدِينَةِ، وَاجَهْتُ صُعُوبَةً فِي الْمَشْيِ.

Şehirde muazzam bir kalabalık vardı, yürümekte zorlandım.

يَحْتَوِي هَذَا الْمَتْحَفُ عَلَى مَجْمُوعَةٍ ضَخْمَةٍ مِنَ الْأَعْمَالِ الْفَنِّيَّةِ.

Bu müzede muazzam bir sanat eseri koleksiyonu bulunuyor.

لَهُ أَهَمِّيَّةٌ عَظِيمَةٌ فِي الْعَلَاقَاتِ الدَّوْلِيَّةِ.

Uluslararası ilişkilerde muazzam bir öneme sahip.

İlişkili Kelimeler