muhal

يَبْدُو الْوُصُولُ إِلَى ذَلِكَ الْهَدَفِ مُسْتَحِيلًا فِي هَذِهِ الظُّرُوفِ.

Bu şartlarda o hedefe ulaşmak muhal görünüyor.

تَسَلُّقُ مِثْلِ هٰذَا الْجَبَلِ الشَّاهِقِ هُوَ عَمَلٌ غَيْرُ مُمْكِنٍ.

O kadar yüksek bir dağa tırmanmak muhal bir iş.

حَلُّ هٰذِهِ الْمُشْكِلَةِ مُتَعَذِّرٌ فِي الْوَقْتِ الْحَالِي.

Bu sorunu çözmek şu an için muhal.

İlişkili Kelimeler