أَسَّسَ النَّائِبُ الْمُنْشَقُّ عَنِ الْحِزْبِ حِزْبًا جَدِيدًا.
Partiden ayrılan muhalif milletvekili yeni bir parti kurdu.
أَسَّسَ النَّائِبُ الْمُنْشَقُّ عَنِ الْحِزْبِ حِزْبًا جَدِيدًا.
Partiden ayrılan muhalif milletvekili yeni bir parti kurdu.
اُضْطُرَّ إِلَى تَرْكِ وَظِيفَتِهِ بِسَبَبِ آرَائِهِ الْمُعَارِضَةِ.
Muhalif görüşleri nedeniyle işinden ayrılmak zorunda kaldı.
فَاجَأَ الْجَمِيعَ بِاتِّخَاذِ مَوْقِفٍ مُخَالِفٍ.
Muhalif bir tutum sergileyerek herkesi şaşırttı.
مُعَادٍ، مُعْتَرِض، مُنْشَقَّة، مُعَانِد، مُعَارِض لِلْحُكْم، مُخَالِف الرَّأْي، مُنَاوِئ