وَضَعْنَا سَجَّادَةً كَبِيرَةً مُسْتَطِيلَةً فِي مُنْتَصَفِ الْغُرْفَةِ وَبَدَتْ أَنِيقَةً لِلْغَايَةِ.
Odanın ortasına büyük, mustatil bir halı serdik ve çok şık durdu.
وَضَعْنَا سَجَّادَةً كَبِيرَةً مُسْتَطِيلَةً فِي مُنْتَصَفِ الْغُرْفَةِ وَبَدَتْ أَنِيقَةً لِلْغَايَةِ.
Odanın ortasına büyük, mustatil bir halı serdik ve çok şık durdu.
حَوْضُ السِّبَاحَةِ فِي الْحَدِيقَةِ مُسْتَطِيلُ الشَّكْلِ وَهُنَاكَ مِسَاحَةٌ كَافِيَةٌ حَوْلَهُ لِلِاسْتِلْقَاءِ تَحْتَ الشَّمْسِ.
Bahçedeki havuz mustatil şeklinde ve etrafında güneşlenmek için yeterli alan var.