mutluca

مِنْ خِلَالِ اسْتِقْبَالِ الْأَحْدَاثِ بِسَعَادَةٍ، فَإِنَّهُ يُضِيفُ طَاقَةً إِيجَابِيَّةً إِلَى حَيَاتِهِ.

Olayları mutluca karşılayarak, hayatına pozitif enerji katıyor.

كَانَ الْأَطْفَالُ يَرْكُضُونَ بِفَرَحٍ فِي الْحَدِيقَةِ.

Çocuklar, parkta mutluca koşuşturuyorlardı.

ابْتَسَمَ بِابْتِهَاجٍ عِنْدَمَا سَمِعَ الْأَخْبَارَ.

Haberleri duyunca mutluca gülümsedi.

İlişkili Kelimeler