nadiren

أَرَاهُ نَادِرًا فِي الْآوِنَةِ الْأَخِيرَةِ، أَعْتَقِدُ أَنَّهُ مَشْغُولٌ جِدًّا.

Onu son zamanlarda nadiren görüyorum, sanırım çok meşgul.

قَلَّمَا أَذْهَبُ إِلَى هَذَا الْمَطْعَمِ لِأَنَّ أَسْعَارَهُ مُرْتَفِعَةٌ لِلْغَايَةِ.

Bu restorana nadiren giderim, çünkü fiyatları çok yüksek.

تَحْدُثُ هَذِهِ الْأَنْوَاعُ مِنَ الْأَمْرَاضِ بِشَكْلٍ نَادِرٍ، لِذَلِكَ لَا تَقْلَقُوا.

Bu tür hastalıklar nadiren görülür, bu yüzden endişelenmeyin.