nazarlı

الطِّفْلُ مَعْيُونٌ جِدًّا، لِذَلِكَ يَرْتَدُونَ بِاسْتِمْرَارٍ خَرَزَةَ عَيْنِ الْحَسَدِ.

Bebek çok nazarlı olduğu için sürekli nazar boncuğu takıyorlar.

يَعْتَقِدُونَ أَنَّ مَنْزِلَهُمُ الْجَدِيدَ مَحْسُودٌ لِأَنَّهُ جَمِيلٌ جِدًّا.

Yeni evleri çok güzel olduğu için nazarlı olduğunu düşünüyorlar.

اعْتَقَدَ النَّاسُ الْقُدَمَاءُ أَنَّ الْأَشْخَاصَ الْمُصَابِينَ بِالْعَيْنِ يَمْرَضُونَ.

Eski insanlar, nazarlı kişilerin hastalandığına inanırlardı.