كَانَ الطِّفْلُ يَتَدَلَّلُ عَلَى وَالِدَتِهِ لِيَشْتَرِيَ لَهُ لُعْبَةً.
Çocuk annesine oyuncak almak için nazlanıyordu.
كَانَ الطِّفْلُ يَتَدَلَّلُ عَلَى وَالِدَتِهِ لِيَشْتَرِيَ لَهُ لُعْبَةً.
Çocuk annesine oyuncak almak için nazlanıyordu.
أَجَابَتِ الْفَتَاةُ عَلَى الشَّابِّ وَهِيَ تَتَمَنَّعُ قَلِيلاً.
Kız, erkeğe biraz nazlanarak cevap verdi.
تَغَنَّجَ