nefis

الْأَطْبَاقُ الَّتِي تُعِدُّهَا وَالِدَتِي دَائِمًا مَا تَكُونُ لَذِيذَةً جِدًّا.

Annemin yaptığı yemekler her zaman çok nefis olur.

كَانَ هَذَا أَحَدَ أَلَذِّ الْحَلْوِيَّاتِ الَّتِي تَنَاوَلْتُهَا فِي هَذَا الْمَطْعَمِ.

Bu restoranda yediğim en nefis tatlılardan biriydi.

كَانَ الْمَنْظَرُ رَائِعًا لِدَرَجَةِ أَنَّنِي كُنْتُ أَسْتَطِيعُ مُشَاهَدَتَهُ لِسَاعَاتٍ.

Manzara o kadar nefisti ki, saatlerce izleyebilirdim.

İlişkili Kelimeler