كَانَ لَدَيْهِ وَجْهٌ عَبُوسٌ لِدَرَجَةِ أَنْ لَا أَحَدَ يُرِيدُ الِاقْتِرَابَ مِنْهُ.
O kadar nemrut bir suratı vardı ki, kimse yanına yaklaşmak istemiyordu.
كَانَ لَدَيْهِ وَجْهٌ عَبُوسٌ لِدَرَجَةِ أَنْ لَا أَحَدَ يُرِيدُ الِاقْتِرَابَ مِنْهُ.
O kadar nemrut bir suratı vardı ki, kimse yanına yaklaşmak istemiyordu.
الرَّئِيسُ دَائِماً مُتَجَهِّمٌ وَعَبُوسُ الْوَجْهِ.
Patron her zaman nemrut ve asık suratlıdır.
كَانَ وَجْهُ الْمُعَلِّمِ كَالِحًا هَذَا الصَّبَاحَ.
Öğretmenin yüzü bu sabah nemrutti.
نَمْرُود