objektif

تُؤَثِّرُ عَدَسَةُ الْكَامِيرَا بِشَكْلٍ مُبَاشِرٍ عَلَى جَوْدَةِ الصُّورَةِ.

Fotoğraf makinesinin objektifi, görüntünün kalitesini doğrudan etkiler.

الصَّحَفِيُّونَ مُلْزَمُونَ بِتَقْدِيمِ الْأَخْبَارِ بِطَرِيقَةٍ مَوْضُوعِيَّةٍ.

Gazeteciler, haberleri objektif bir şekilde sunmakla yükümlüdürler.

يَجِبُ عَلَى الْقَاضِي تَقْيِيمُ الْقَضِيَّةِ بِطَرِيقَةٍ مُحَايِدَةٍ.

Hakim, davayı objektif bir şekilde değerlendirmek zorundadır.