دَفَعَ الْبَابَ بِكُلِّ قُوَّتِهِ لَكِنَّهُ لَمْ يَسْتَطِعْ فَتْحَهُ، كَانَ الْبَابُ مُغْلَقًا.
Olanca gücüyle kapıyı itti ama açamadı, kapı kilitliydi.
دَفَعَ الْبَابَ بِكُلِّ قُوَّتِهِ لَكِنَّهُ لَمْ يَسْتَطِعْ فَتْحَهُ، كَانَ الْبَابُ مُغْلَقًا.
Olanca gücüyle kapıyı itti ama açamadı, kapı kilitliydi.
أَعْطَى كَامِلَ انْتِبَاهِهِ لِلدَّرْسِ، حَتَّى لَا يُفَوِّتَ أَيَّ شَيْءٍ.
Olanca dikkatini derse verdi, böylece hiçbir şeyi kaçırmadı.
تَبَرَّعَ بِثَرْوَتِهِ بِأَكْمَلِهَا لِلْأَعْمَالِ الْخَيْرِيَّةِ، كَانَ هَذَا سُلُوكًا جَدِيرًا بِالثَّنَاءِ.
Olanca servetini hayır işlerine bağışladı, bu çok takdire şayan bir davranıştı.