يُحَاوِلُ الشَّبَابُ غَالِبًا إِحْدَاثَ بَلْبَلَةٍ لِجَذْبِ الِانْتِبَاهِ.
Gençler genellikle dikkat çekmek için olay yaratmaya çalışırlar.
يُحَاوِلُ الشَّبَابُ غَالِبًا إِحْدَاثَ بَلْبَلَةٍ لِجَذْبِ الِانْتِبَاهِ.
Gençler genellikle dikkat çekmek için olay yaratmaya çalışırlar.
يَخْلُقُ السِّيَاسِيُّونَ أَحْيَانًا ضَجَّةً لِكَسْبِ الْأَصْوَاتِ.
Politikacılar bazen oy kazanmak için olay yaratırlar.
تَمَكَّنَ الْفَنَّانُ مِنْ إِثَارَةِ الْجَدَلِ بِمَعْرِضِهِ الْجَدِيدِ.
Sanatçı, yeni sergisiyle olay yaratmayı başardı.
Ayrıca: خَلْقُ حَدَثٍ