حَاوَلْتُ الْمُسَاعَدَةَ قَدْرَ مَا هُوَ مُمْكِنٌ، هَذَا كُلُّ مَا فِي الْأَمْرِ الْآنَ.
Elimden geldiği kadar yardım etmeye çalıştım, olduğu kadar artık.
حَاوَلْتُ الْمُسَاعَدَةَ قَدْرَ مَا هُوَ مُمْكِنٌ، هَذَا كُلُّ مَا فِي الْأَمْرِ الْآنَ.
Elimden geldiği kadar yardım etmeye çalıştım, olduğu kadar artık.
عَلَيْنَا أَنْ نَقْبَلَ بِمَا هُوَ مُتَاحٌ.
Olduğu kadarını kabul etmek zorundayız.
بِقَدْر مَا