olmuş

أَكَلْنا التُّفّاحَ النّاضِجَ مِنْ شَجَرَةِ جَدّي في الحَديقَةِ، وَكانَ لَذيذًا جِدًّا.

Dedemin bahçedeki ağacından olmuş elmaları yedik, çok lezzetliydi.

إِنَّهُ شَخْصٌ مُتَطَوِّرٌ مِنْ حَيْثُ الْمَعْرِفَةِ وَالْخِبْرَةِ، لِذَلِكَ نَحْنُ نُقَدِّرُ أَفْكَارَهُ.

O, bilgi ve görgü bakımından olmuş bir insan, bu yüzden onun fikirlerine değer veriyoruz.