حَدَثَ كُلُّ شَيْءٍ فِي غَمْضَةِ عَيْنٍ، لَمْ أَفْهَمْ مَا حَدَثَ.
Göz açıp kapayıncaya kadar her şey oluverdi, ne olduğunu anlamadım.
حَدَثَ كُلُّ شَيْءٍ فِي غَمْضَةِ عَيْنٍ، لَمْ أَفْهَمْ مَا حَدَثَ.
Göz açıp kapayıncaya kadar her şey oluverdi, ne olduğunu anlamadım.
تَمَّ تَجْهِيزُ الطَّعَامِ عَلَى الْفَوْرِ، دَعُونَا نُحْضِرِ الْمَائِدَةَ.
Yemekler hemen oluverdi, sofrayı hazırlayalım.