وَضَعَتْ أُمِّي الطَّاوِلَةَ فِي وَسَطِ الْغُرْفَةِ لِأَنَّ الضُّيُوفَ سَيَأْتُونَ مَسَاءً.
Misafirler akşam geleceği için annem masayı odanın ortasına koydu.
وَضَعَتْ أُمِّي الطَّاوِلَةَ فِي وَسَطِ الْغُرْفَةِ لِأَنَّ الضُّيُوفَ سَيَأْتُونَ مَسَاءً.
Misafirler akşam geleceği için annem masayı odanın ortasına koydu.
وَصَلْنَا إِلَى مُنْتَصَفِ الطَّرِيقِ تَقْرِيباً، لِذَا يُمْكِنُنَا أَخْذُ اسْتِرَاحَةٍ قَصِيرَةٍ قَبْلَ الْمُتَابَعَةِ.
Neredeyse yolun ortasına geldik, bu yüzden devam etmeden önce kısa bir mola verebiliriz.
يَكْفِي أَنْ يَكُونَ لَدَيْكَ دَخْلٌ مُتَوَسِّطٌ لِلْعَيْشِ فِي هَذِهِ الْمَدِينَةِ.
Bu şehirde yaşamak için orta düzeyde bir gelire sahip olmak yeterli.
Ayrıca: مُعْتَدِل
نِصْف، ثَانَوِيّ، وَسَطِيّ، وُسْطَى، أَوْسَط، إِعْدَادِيّ، اِعْتِدَالِيّ، وَسْطَانِيّ