ortalıkta

لَا أَسْتَطِيعُ رُؤْيَةَ مَفَاتِيحِي فِي الْأَرْجَاءِ، أَيْنَ يُمْكِنُ أَنْ أَكُونَ قَدْ وَضَعْتُهَا؟

Anahtarlarımı ortalıkta göremiyorum, nereye koymuş olabilirim?

لَا أُرِيدُ التَّحَدُّثَ عَنْ هَذَا الْمَوْضُوعِ فِي الْعَلَنِ، إِنَّهُ حَسَّاسٌ لِلْغَايَةِ.

Bu konu hakkında ortalıkta konuşmak istemiyorum, çok hassas.

الْأَطْفَالُ يَرْكُضُونَ فِي الْجِوَارِ، يَجِبُ أَنْ تَكُونَ حَذِرًا.

Çocuklar ortalıkta koşuşturuyor, dikkatli olmalısın.

İlişkili Kelimeler