orun

لَقَدْ عَمِلَ بِجِدٍّ لِلْحُصُولِ عَلَى مَكَانَةٍ مُهِمَّةٍ فِي الشَّرِكَةِ.

O, şirkette önemli bir orun elde etmek için çok çalıştı.

مَنْصِب — مَنَاصِب

الْمُدِيرُ الْمُعَيَّنُ حَدِيثًا يَتَطَلَّعُ إِلَى تَوَلِّي مَنْصِبِهِ.

Yeni atanan müdür, orununu devralmak için sabırsızlanıyor.

مَوْقِع — مَوَاقِع

تَمَّ مَنْحُهُ مَوْقِعَ الْقِيَادَةِ فِي هَذَا الْمَشْرُوعِ.

Bu projede liderlik orunu ona verildi.

İlişkili Kelimeler