وَصَلَتِ الشُّرْطَةُ إِلَى مَكَانِ الْحَادِثِ لِفَرْضِ السُّلْطَةِ.
Polis, olay yerinde otoriteyi sağlamak için geldi.
وَصَلَتِ الشُّرْطَةُ إِلَى مَكَانِ الْحَادِثِ لِفَرْضِ السُّلْطَةِ.
Polis, olay yerinde otoriteyi sağlamak için geldi.
تَتَمَتَّعُ هَذِهِ الشَّرِكَةُ بِنُفُوذٍ كَبِيرٍ فِي السُّوقِ.
Bu şirketin piyasada büyük bir otoritesi var.
الْأُسْتَاذُ هُوَ مَرْجِعِيَّةٌ مَعْرُوفَةٌ فِي مَجَالِهِ.
Profesör, alanında tanınmış bir otoritedir.
وِلَايَة الأَمْر، سُلْطَان، سِيَادَة، سَطْوَة، حَاكِمِيَّة