حَاوَلْتُ أَنْ أَرْتَاحَ قَلِيلًا بِإِلْهَاءِ الْأَطْفَالِ بِالتِّلْفِزْيُونِ.
Çocukları televizyonla oyalayarak biraz dinlenmeye çalıştım.
حَاوَلْتُ أَنْ أَرْتَاحَ قَلِيلًا بِإِلْهَاءِ الْأَطْفَالِ بِالتِّلْفِزْيُونِ.
Çocukları televizyonla oyalayarak biraz dinlenmeye çalıştım.
سَوَّفَ اتِّخَاذَ الْقَرَارِ بِاسْتِمْرَارٍ، مِمَّا جَعَلَ الْأُمُورَ أَكْثَرَ تَعْقِيدًا.
Karar vermeyi sürekli oyalayarak işleri daha da karmaşık hale getirdi.
تَمَاطَلَ، مَاطَلَ، تَسَوَّفَ