كَانَ الشَّبَابُ يَجْلِسُونَ فِي الْحَدِيقَةِ وَيَتَغَازَلُونَ مَعَ بَعْضِهِمُ الْبَعْضِ.
Gençler parkta oturup birbirleriyle oynaşıyorlardı.
كَانَ الشَّبَابُ يَجْلِسُونَ فِي الْحَدِيقَةِ وَيَتَغَازَلُونَ مَعَ بَعْضِهِمُ الْبَعْضِ.
Gençler parkta oturup birbirleriyle oynaşıyorlardı.
بَدَأَ الرَّجُلُ يَتَوَدَّدُ إِلَى الْمَرْأَةِ الَّتِي الْتَقَى بِهَا فِي الْبَارِ.
Adam, barda tanıştığı kadınla oynaşmaya başladı.