قِلَادَة — قَلَائِد
كَانَتِ الْقِلَادَةُ حَوْلَ عُنُقِهَا تِذْكَارًا ثَمِينًا تَرَكَتْهُ لَهَا وَالِدَتُهَا.
Boynundaki pandantif, ona annesinden kalmış değerli bir hatıraydı.
كَانَتِ الْقِلَادَةُ حَوْلَ عُنُقِهَا تِذْكَارًا ثَمِينًا تَرَكَتْهُ لَهَا وَالِدَتُهَا.
Boynundaki pandantif, ona annesinden kalmış değerli bir hatıraydı.
كَانَ الْحَجَرُ الْمَوْجُودُ عَلَى التَّعْلِيقَةِ يَتَلَأْلَأُ فِي ضَوْءِ الشَّمْسِ.
Pandantifin üzerindeki taş, güneş ışığında parıldıyordu.