مَزَّقَتِ الْقِطَطُ الْأَرِيكَةَ وَأَتْلَفَتْهَا تَمَامًا.
Kediler koltuğu paralayarak iyice yıprattılar.
مَزَّقَتِ الْقِطَطُ الْأَرِيكَةَ وَأَتْلَفَتْهَا تَمَامًا.
Kediler koltuğu paralayarak iyice yıprattılar.
أَتْلَفَتِ الشَّمْسُ وَالْمَطَرُ الْوَاجِهَةَ الْخَارِجِيَّةَ لِلْمَبْنَى عَلَى مَرِّ السِّنِينَ.
Güneş ve yağmur, binanın dış cephesini yıllar içinde paraladı.
أَحْزَنَهُ كَثِيرًا بِإِيذَائِهِ بِكَلِمَاتِهِ الْقَاسِيَةِ.
Acımasız sözleriyle onu paralayarak çok üzdü.