parlamak

يَلْمَعُ الْبَحْرُ فِي ضَوْءِ الشَّمْسِ، وَيَتَأَلَّقُ مِثْلَ آلَافِ الْمَاسَاتِ.

Güneş ışığında deniz parlıyor, adeta binlerce elmas gibi ışıldıyor.

وَمَضَ الْبَرْقُ فِي السَّمَاءِ الْمُظْلِمَةِ، مِمَّا أَضَاءَ الْمِنْطَقَةَ لِلَحَظَاتٍ.

Karanlık gökyüzünde şimşek çaktı ve bölgeyi anlık olarak aydınlattı.

تَتَوَهَّجُ شُعْلَةُ الشَّمْعَةِ بِبُطْءٍ فِي الْغُرْفَةِ الْمُظْلِمَةِ، وَتَنْشُرُ ضَوْءًا دَافِئًا فِي كُلِّ مَكَانٍ.

Mum alevi karanlık odada yavaşça parlıyor, etrafa sıcak bir ışık yayıyor.

Ayrıca: تَأَلَّقَ، اِشْتَعَلَ

İlişkili Kelimeler