أَصْبَحَ الصَّدَأُ عَلَى الْحَدِيدِ أَكْثَرَ وُضُوحًا بَعْدَ الْمَطَرِ.
Yağmurdan sonra demirdeki pas daha da belirginleşti.
أَصْبَحَ الصَّدَأُ عَلَى الْحَدِيدِ أَكْثَرَ وُضُوحًا بَعْدَ الْمَطَرِ.
Yağmurdan sonra demirdeki pas daha da belirginleşti.
مَرَّرَ لَاعِبُ كُرَةِ الْقَدَمِ تَمْرِيرَةً مُمْتَازَةً لِزَمِيلِهِ فِي الْفَرِيقِ.
Futbolcu, takım arkadaşına mükemmel bir pas verdi.
قَالَ اللَّاعِبُ «بَاس» وَتَخَطَّى دَوْرَهُ فِي لُعْبَةِ الْوَرَقِ.
Oyuncu, iskambil oyununda sırasını geçip pas dedi.
تَمْرِير، زِنْجَار