paslı

كَانَ الْبَابُ الْحَدِيدِيُّ الْقَدِيمُ فِي الْحَدِيقَةِ صَدِئًا وَيُصْدِرُ صَرِيرًا.

Bahçedeki eski demir kapı paslı ve gıcırdıyordu.

كَانَتْ سِلْسِلَةٌ مُغَطَّاةٌ بِالصَّدَأِ تُسْتَخْدَمُ لِقَفْلِ الدَّرَّاجَةِ الْقَدِيمَةِ.

Paslı bir zincir, eski bisikleti kilitlemek için kullanılıyordu.

İlişkili Kelimeler