patlamak

وَضَعَتْ أُمِّي الذُّرَةَ فِي الْقِدْرِ، فَانْفَجَرَتْ حَبَّاتُهَا وَسَقَطَتْ عَلَى الْأَرْضِ.

Annem mısırı tencereye koydu, taneler patladı ve yere düştü.

بَدَأَتِ الْبُثُورُ تَظْهَرُ عَلَى وَجْهِهِ.

Yüzünde sivilceler patlamaya başladı.

غَضِبَ الْأَبُ عِنْدَمَا رَأَى الْفَوْضَى.

Baba dağınıklığı görünce patladı.

İlişkili Kelimeler