كَانَ هُنَاكَ تَرَاخٍ كَبِيرٌ عَلِيَّ بَعْدَ الِامْتِحَانِ.
Sınavdan sonra üzerimde büyük bir rehavet vardı.
كَانَ هُنَاكَ تَرَاخٍ كَبِيرٌ عَلِيَّ بَعْدَ الِامْتِحَانِ.
Sınavdan sonra üzerimde büyük bir rehavet vardı.
يُسَبِّبُ حَرُّ الصَّيْفِ فُتُورًا لَدَى النَّاسِ.
Yaz sıcağı insanlarda rehavete neden olur.
يَجِبُ أَنْ تُمَارِسَ الرِّيَاضَةَ لِلتَّخَلُّصِ مِنَ الْكَسَلِ.
Rehavetten kurtulmak için spor yapmalısın.
وَسَن