عَمِلَ الْمُهَنْدِسُ الْمِعْمَارِيُّ بِجِدٍّ لِتَرْمِيمِ الْمَبْنَى التَّارِيخِيِّ.
Mimar, tarihi binayı restore etmek için çok çalıştı.
عَمِلَ الْمُهَنْدِسُ الْمِعْمَارِيُّ بِجِدٍّ لِتَرْمِيمِ الْمَبْنَى التَّارِيخِيِّ.
Mimar, tarihi binayı restore etmek için çok çalıştı.
أَعَادَ الْفَنَّانُ اللَّوْحَةَ الْقَدِيمَةَ إِلَى حَالَتِهَا الْأَصْلِيَّةِ عَنْ طَرِيقِ تَرْمِيمِهَا.
Sanatçı, eski tabloyu restore ederek ilk günkü haline getirdi.
جَدَّدَتِ الْبَلَدِيَّةُ الْحَدِيقَةَ وَفَتَحَتْهَا لِلْجُمْهُورِ.
Belediye, parkı restore ederek halkın kullanımına açtı.