كُحْل — أَكْحَال
كَانَتْ أُمِّي تَضَعُ الْكُحْلَ عَلَى عَيْنَيْهَا كُلَّ صَبَاحٍ.
Annem her sabah gözlerine sürme çekerdi.
كَانَتْ أُمِّي تَضَعُ الْكُحْلَ عَلَى عَيْنَيْهَا كُلَّ صَبَاحٍ.
Annem her sabah gözlerine sürme çekerdi.
فِي مِصْرَ الْقَدِيمَةِ، كَانَ التَّكْحِيلُ يُسْتَخْدَمُ لِلْجَمَالِ وَصِحَّةِ الْعَيْنِ.
Eski Mısır'da sürme, hem güzellik hem de göz sağlığı için kullanılırdı.
أَغْلَقَ الْحَارِسُ الْبَابَ بِالْمِزْلَاجِ.
Bekçi kapıyı sürmeyle kapattı.
كُحْلُ الْعَيْنِ، كُحْلَة