sürur

أَشْعُرُ بِبَهْجَةٍ كَبِيرَةٍ فِي دَاخِلِي مَعَ حُلُولِ الرَّبِيعِ.

Baharın gelişiyle içimde büyük bir sürur hissediyorum.

شَعَرَ بِسُرُورٍ كَبِيرٍ لِنَجَاحِهِ.

Başarısından dolayı büyük bir sürur duydu.

فَرَح — أَفْرَاح

نَشَرَتْ ضَحِكَاتُ الْأَطْفَالِ الْفَرَحَ فِي كُلِّ مَكَانٍ.

Çocukların kahkahaları her yere sürur saçıyordu.