كَانَ بَائِعُ الْحَلِيبِ يَتْرُكُ لَنَا حَلِيبًا طَازَجًا كُلَّ صَبَاحٍ عِنْدَ بَابِنَا، وَكُنَّا سُعَدَاءَ جِدًّا.
Sütçü her sabah kapımıza taze süt bırakırdı, çok memnunduk.
كَانَ بَائِعُ الْحَلِيبِ يَتْرُكُ لَنَا حَلِيبًا طَازَجًا كُلَّ صَبَاحٍ عِنْدَ بَابِنَا، وَكُنَّا سُعَدَاءَ جِدًّا.
Sütçü her sabah kapımıza taze süt bırakırdı, çok memnunduk.
كَانَ مُوَزِّعُ الْحَلِيبِ فِي حَارَتِنَا تَاجِرًا أَمِينًا وَجَدِيرًا بِالثِّقَةِ.
Mahallemizdeki sütçü, dürüst ve güvenilir bir esnaftı.
كَانَ مُنْتِجُ الْأَلْبَانِ يَبِيعُ حَلِيبَ الْحَيَوَانَاتِ الَّتِي يُرَبِّيهَا فِي مَزْرَعَتِهِ الْخَاصَّةِ.
Sütçü, kendi çiftliğinde yetiştirdiği hayvanların sütünü satıyordu.
لَبَّان، حَلَّاب