sıkılanmak

بَدَأَ الطِّفْلُ يَتَضَجَّرُ مِنَ الِانْتِظَارِ لِفَتْرَةٍ طَوِيلَةٍ.

Çocuk, uzun süre beklemekten sıkılanmaya başladı.

انْزَعَجَ مِنَ الضَّوْضَاءِ وَانْسَحَبَ إِلَى غُرْفَتِهِ.

Gürültüden sıkılanarak odasına çekildi.