sıkınmak

كَانَ الْمَرِيضُ يُحَاوِلُ النَّوْمَ مُتَأَلِّمًا مِنْ آلَامِهِ.

Hasta, ağrılarından dolayı sıkınarak uyumaya çalışıyordu.

بَدَأَ الطِّفْلُ يَتَضَجَّرُ عِنْدَمَا سَقَطَ وَجَرَحَ رُكْبَتَهُ.

Çocuk, düşüp dizini yaralayınca sıkınmaya başladı.

İlişkili Kelimeler