sıkma

بَعْدَ الِانْتِهَاءِ مِنْ عَصْرِ الْبُرْتُقَالِ، مَلَأْتُ الْعَصِيرَ فِي الْكُوبِ.

Portakal sıkma işlemi bittikten sonra suyu bardağa doldurdum.

ضَغْط — ضُغُوط

آلَةُ ضَغْطِ اللَّيْمُونِ هِيَ أَدَاةٌ مُفِيدَةٌ جِدًّا فِي الْمَطْبَخِ.

Limon sıkma aparatı mutfakta çok kullanışlı bir araçtır.

التَّضْيِيقُ فِي الْمَلَابِسِ يَجْعَلُ الْحَرَكَةَ صَعْبَةً.

Elbiselerdeki sıkma, hareket etmeyi zorlaştırıyor.