حَاوَلَ الرَّجُلُ أَنْ يَنْسَلَّ مِنْ بَيْنِ الْحُشُودِ.
Adam kalabalığın içinden sıyrılmaya çalıştı.
حَاوَلَ الرَّجُلُ أَنْ يَنْسَلَّ مِنْ بَيْنِ الْحُشُودِ.
Adam kalabalığın içinden sıyrılmaya çalıştı.
عَمِلَ بِجِدٍّ لِكَيْ يَتَخَلَّصَ مِنْ دُيُونِهِ.
Borçlarından sıyrılmak için çok çalıştı.
تَمَكَّنَ مِنَ النَّجَاةِ مِنَ الحَادِثِ دُونَ إِصَابَاتٍ.
Kazadan yara almadan sıyrılmayı başardı.
تَهَرَّبَ، تَفَلَّتَ، أَفْلَتَ، رَاغَ، رَاوَغَ، تَمَلَّصَ