حَاوَلَ الطَّبِيبُ مُعَالَجَةَ الْمَرِيضِ بِطَرِيقَةٍ جَدِيدَةٍ.
Doktor, hastayı yeni bir yöntemle sağaltmaya çalıştı.
حَاوَلَ الطَّبِيبُ مُعَالَجَةَ الْمَرِيضِ بِطَرِيقَةٍ جَدِيدَةٍ.
Doktor, hastayı yeni bir yöntemle sağaltmaya çalıştı.
فِي الْعُصُورِ الْقَدِيمَةِ، كَانَ النَّاسُ يُحَاوِلُونَ تَطْبِيبَ أَمْرَاضِهِمْ بِالْأَعْشَابِ.
Eski zamanlarda insanlar hastalıklarını bitkilerle sağaltmaya çalışırlardı.
دَاوَى الطَّبِيبُ الْجُرْحَ بِعِنَايَةٍ.
Doktor yarayı özenle sağalttı.