أَنْ أَكُونَ مَعَ عَائِلَتِي هُوَ أَكْبَرُ سَعَادَةٍ بِالنِّسْبَةِ لِي.
Ailemle birlikte olmak benim için en büyük saadettir.
أَنْ أَكُونَ مَعَ عَائِلَتِي هُوَ أَكْبَرُ سَعَادَةٍ بِالنِّسْبَةِ لِي.
Ailemle birlikte olmak benim için en büyük saadettir.
تُعْطِي ابْتِسَامَةُ الْأَطْفَالِ لِلْإِنْسَانِ بَهْجَةً لَا تُوصَفُ.
Çocukların gülüşü, insana tarifsiz bir saadet veriyor.
يَعِيشُ الْجَدُّ وَالْجَدَّةُ فِي نَعِيمٍ مَعَ أَحْفَادِهِمَا.
Dede ile nine torunlarıyla saadet içinde yaşıyor.
طُوبَى، هَنَاء