sadıkane

لَقَدْ أَدَّى وَاجِبَهُ بِإِخْلَاصٍ.

O, görevini sadıkane bir şekilde yerine getirdi.

تَصَرَّفَ بِوَفَاءٍ تُجَاهَ صَدِيقِهِ وَلَمْ يَتْرُكْهُ وَحِيدًا أَبَدًا.

Arkadaşına sadıkane davrandı ve onu asla yalnız bırakmadı.

تَهْدِفُ الشَّرِكَةُ إِلَى تَقْدِيمِ خِدْمَةٍ بِأَمَانَةٍ لِعُمَلَائِهَا.

Şirket, müşterilerine sadıkane hizmet sunmayı amaçlıyor.