sakatlamak

أَعَاقَ الْحَادِثُ سَاقَ الشَّابِّ وَغَيَّرَ حَيَاتَهُ.

Kaza, genç adamın bacağını sakatladı ve hayatını değiştirdi.

شَوَّهَتِ الْقَنَابِلُ الْمُسْتَخْدَمَةُ فِي الْحَرْبِ الْعَدِيدَ مِنَ الْأَشْخَاصِ.

Savaşta kullanılan bombalar birçok insanı sakatladı.