salıntı

كَانَ تَأَرْجُحُ الْجِسْرِ يَزْدَادُ مَعَ وَزْنِ الْمَرْكَبَاتِ الَّتِي تَعْبُرُهُ.

Köprünün salıntısı, üzerinden geçen araçların ağırlığıyla artıyordu.

كَانَ التَمَايُلُ فِي أَوْرَاقِ الْأَشْجَارِ بِتَأْثِيرِ الرِّيَاحِ يُصْدِرُ صَوْتًا هَادِئًا.

Rüzgarın etkisiyle ağaçların yapraklarındaki salıntı, huzurlu bir ses çıkarıyordu.

İlişkili Kelimeler