salkım

عُنْقُود — عَنَاقِيد

كَانَ هُنَاكَ عَنَاقِيدُ مِنَ الْعِنَبِ عَلَى الْكُرُومِ فِي الْحَدِيقَةِ.

Bahçedeki asmalarda salkım salkım üzümler vardı.

عِذْق — أَعْذَاق

رَأَيْتُ عِذْقًا مِنَ التَّمْرِ النَّاضِجِ عَلَى شَجَرَةِ النَّخِيلِ.

Hurma ağacında olgunlaşmış bir salkım hurma gördüm.

Eşdizimler