sallanmak

كَانَ الطِّفْلُ يَسْتَمْتِعُ بِالتَّأَرْجُحِ عَلَى الْأُرْجُوحَةِ فِي الْحَدِيقَةِ.

Çocuk parkta salıncakta sallanmaktan çok hoşlanıyordu.

كَانَتِ السَّفِينَةُ تَتَمَايَلُ بِشِدَّةٍ فِي الْبَحْرِ، مِمَّا أَقْلَقَ الرُّكَّابَ.

Gemi denizde şiddetle sallanıyordu, yolcuları endişelendiriyordu.