الْفَنَّانُ يَرْسُمُ لَوْحَةً جَمِيلَةً فِي الْحَدِيقَةِ، وَالنَّاسُ يَقِفُونَ حَوْلَهُ وَيَنْظُرُونَ إِلَيْهَا.
Sanatçı parkta güzel bir tablo yapıyor, insanlar da çevresinde durup ona bakıyor.
الْفَنَّانُ يَرْسُمُ لَوْحَةً جَمِيلَةً فِي الْحَدِيقَةِ، وَالنَّاسُ يَقِفُونَ حَوْلَهُ وَيَنْظُرُونَ إِلَيْهَا.
Sanatçı parkta güzel bir tablo yapıyor, insanlar da çevresinde durup ona bakıyor.
أَحْدَثَتِ الْفَنَّانَةُ الشَّابَّةُ ضَجَّةً كَبِيرَةً فِي عَالَمِ الْفَنِّ بِأَعْمَالِهَا.
Genç sanatçı, eserleriyle sanat dünyasında büyük yankı uyandırdı.
مُطْرِب، مُطْرِبَة، مُؤَدِّي